Anasayfa
Misyonumuz
Kafkasya
Kafkasya'da Din
Kafkasya'da Yaşam
Rusya'da Din
Projelerimiz
Hakkımızda
Web Linkleri
Foto Galeri
Iletisim
HESAP NUMARALARI

Hakkımızda

Türkiye’de yaşayan bütün insanlar gibi Çerkesler-Kafkasyalılar Türkiye halklarının geçirdiği bütün evreleri geçirdiler. Kimi solcu oldu, kimi sağcı, kimi de dindar. Bu arada diasporik bir toplum olmaları sonucu, farklı olarak bir de anavatan, dil, kültür ve kimlik sorunları oldu.
Dili ve kültürü yaşatmaya çalışırken dini de yaşamaya çalışıyorlardı. Tabi bu arada anavatanla ilgili hayaller kuruluyordu. Bir gün Kafkasya’ya geri dönülecek belki de bağımsız ve birleşik bir Kafkasya kurulacak, Çerkes-Kafkasyalı diller ve kültür yaşatılacaktı.
Sonra bir gün Sovyetler Birliği’nin ani yıkılışı ile birden kapılar açıldı. Her toplumda olduğu gibi maceracılar buradan oraya oradan buraya akın ettiler. Yine duygusal olarak verilen toplumsal tepkilerin sonucunda olduğu gibi her iki tarafta hayal kırıklığına uğradı. Ne anavatandakiler kültürünü tamamen yaşayan saf Çerkesler’di. Ne de Türkiye’dekiler kapılar açılır açılmaz anavatana koşmak için özlemle bekleyen Çerkesler’di. Bütün İslam dünyasında var olan plansız programsız ve stratejisi olmayan tepkiler gibi Kafkasya’ya olan ilgi de saman alevi gibi söndü. 1989’dan 2009’a kadar Anavatan’a dönen sayısı birkaç yüzü geçmedi. Fakat yine her zaman olduğu gibi ders alınmadığı için hem Abhazya savaşına hem de Çeçenistan savaşına hazırlıksız yakalanıldı. Üstelik bölgedeki İslami boşlukla ilgili uzun soluklu bir tek proje bile üretilemedi.
Çeçenistan savaşı bir anda sadece Kafkasyalıların değil bütün dünya Müslümanlarının dikkatini Kafkasya’ya çekti. Bu savaşa kadar Türkiye’de Çerkes kelimesi bütün Kafkasyalıları tanımlayan bir kelime olarak bilinir ve de bütün Kafkasyalılar tarafından kullanılırdı.  Bu andan itibaren özelde Türkiyeliler genelde tüm Müslümanlar Kafkasya denilince sadece Çeçen ve Çeçenistan’ı anlamaya başladı. Çeçenistan’a İslam dünyasından oluk oluk para ve dünyanın her yerinden özellikle de Arap ülkelerinden akın akın mücahit geldi. Batı tarafından sürekli işgale uğrayan ve aşağılanan İslam dünyasının Afganistan’dan sonra bir zafere ihtiyacı vardı. Nüfusu sadece bir milyon olan bir Müslüman halk dünyanın ikinci süper gücüne kafa tutuyordu ve onu yeniyordu. Birinci savaş sonunda Rusya’nın bir barış anlaşması imzalamak zorunda kalmasıyla İslam dünyasının yıllardır ihtiyaç duyduğu cihad ve zafer duyguları tatmin edilmiş oldu.
Maalesef Kafkasya’daki İslami gelişmelerle ilgili çalışma yapan kişi ya da kurumların hemen her konuda olduğu gibi Kafkasya ile ilgili bilimsel ve geleceğe dönük bir stratejileri olmadı. Her zaman olduğu gibi gelişen olaylara anlık ve duygusal tepkiler verildi. Ne dünya dengeleri ne Rusya ne de yerel halkın kültürel, sosyal yapısı ve ihtiyaçları dikkate alındı. Bu tip tepkilerin uzun vadede bölge halkına nasıl sonuçlar doğuracağı hiç düşünülmedi. Mücahitler ya da İslami kuruluşlar bölgeden çekildiğinde geride ne bıraktıklarına hiç dönüp bakmadılar.
Rusya’nın İslama Bakışı
Hâlbuki dünyada dengeler değişirken Rusya’da da dengeler değişiyordu. Rusya iki yönlü bir İslam politikası geliştirmiştir. İlki Tatarların temsil ettiği Rusya ile barışık bir İslam. Bunun temsilcilerinin Rusya’nın siyasi işleriyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Mümkün olduğunca çatışmadan uzak bir politika izlemektedirler.  Rusya da bu politikayı benimsemekte hatta bu anlayışın kurduğu İslami kuruluşları desteklemektedir. Kafkasya’da ise çatışmacı bir İslam bulunmaktadır. Rusya bu duruma karşı özellikle de Putin döneminde Kafkasya’ya karşı oldukça sert ve insan haklarını hiçe sayan bir politika izlemiştir. Çeçenistan meselesinden dolayı bütün Kafkasya Müslümanları Vahhabist ve radikal olarak damgalanmış ve buna göre muamele görmüştür. Ancak bütün bunlar Kafkasya’daki İslam’ı yok edememiştir. Aksine Müslümanları devlete karşı düşman hale getirmiştir. Üstelik Müslüman gençlerin dinleyebileceği, itaat edebileceği, dini öğrenebileceği kimse de kalmamıştır. Büyük bir boşluk oluşmuştur. Dolayısı ile Rusya açısından tehlikeli bir durum arz etmektedir.
Bölge etnik yapıların çokluğundan hassas bir yapıya sahiptir. Dış etkenler hiç azalmamıştır. Kafkasya hala oldukça hareketlidir. Amerika’nın bölgeye ilgisi azalmamıştır. Gürcistan üzerinden çalışmalarını devam ettirirken ayrıca Kuzey Kafkasya’da bulunan İslami boşluğu da değerlendirmek için harekete geçmiştir. Rusya devleti de oluşturduğu bu boşluğu fark etmiştir. Ayrıca Amerika’ya karşı cephe oluşturabilmek için İKÖ’ye gözlemci olmuştur. Özellikle resmi niteliği olan din idarelerini güçlendirip kullanarak İslam’la barışmak ama bunu Rusya devleti adına kullanmak istemektedirler. Yeni başkan Medvedev’in açıklamaları da bu yöndedir.
 
Rusya’nın Sosyal Yapısı
 
Bütün bu gelişmelerin yanında Rusya ve Rusları da duygusallıktan uzak bir şekilde tanımak gereklidir. Kafkasya ile ilgilenirken Rusya’yı ve Rusları anlamadan herhangi bir gelişme sağlamak mümkün değildir.Rusya 143 milyon nüfusa sahiptir. 77 milyonu kadın 66 milyon erkektir. Yaş ortalaması 38’dir. Ortalama ömür 65 (kadınlar 72, erkekler 59). Genellikle kentlerde yaşamaktadır (% 73)
 
Rusya komünizm sonrası büyük ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmış ve bu arada ülkenin zenginliklerinin neredeyse tamamı 30-40 oligarkın eline geçmiştir. Fakat Putin döneminden sonra özellikle de petrol ve doğalgaz fiyatlarının inanılmaz ölçüde artması neticesinde on yılda ülkenin tüm çehresi değişmiştir. Yeltsin döneminde halkın açlıktan ölmemesi için batıdan para dilenirken bugün dünya GSMH sının % 2 sini üretir hale gelmiştir. 2008 krizine kadar kalkınma hızı yükseliyor, enflasyon düşüyor, dış ticaret balansı olumlu seyrediyor, bütçe fazla veriyor, dış borç ödemeleri zamanında yapılıyor, döviz rezervi çoğalıyordu. Dünyanın enerji ihracatının % 7’sini Rusya yapıyordu. 2008 deki büyük krize rağmen halen daha doğalgaz ve petrolle birlikte diğer madenler açısından çok güçlü bir ekonomidir.
 
Ancak Rusya bu ekonomik gelişmesine rağmen çok önemli sosyal problemler yaşamaktadır. Rusya’nın artan zenginliği halkına değil bir avuç zengine gitmektedir. Rus halkının % 40 ı kendini yoksul saymaktadır. Nüfusun en zengin % 10’u toplam gelirlerin  % 35’ini alırken nüfusun en yoksul % 10’u toplam gelirin % 2,5’unu almaktadır. Yolsuzluk had safhadadır. Evlilik dışı birliktelikle birlikte boşanmalar da hızla artmaktadır. Yeni aileler tek çocukta kalmakta, nüfus her yıl yaklaşık 750 bin kişi azalmaktadır. İçki ve uyuşturucu kullanımı sürekli artmaktadır. Kişi başına tüketilen yıllık votka 35 litredir. Her yıl 500 bin civarında ölüm bir şekilde alkol sebebiyle olmaktadır. Alkolü büyük oranda erkekler kullanmaktadır. Bunun neticesinde erkek ölümleri fazlalaşmakta ve kadın erkek yaş ortalaması ile nüfus oranı farkı sürekli artmaktadır. Yine alkol ve uyuşturucu kullanımının sonuçlarından biri olan sokak çocukları 4 milyona ulaşmıştır.
İşsizlik % 8 civarındadır (2007). Büyük krizden sonra bu rakam hızla artmaktadır. Rusya devleti bütün bu sorunlarla baş edebilmek için çareler aramaktadır. Nüfusun artması için evlilik kurumu özendirilmekte, çocuk yardımları arttırılmaktadır. Ayrıca alkol ve uyuşturucu kullanımını azaltmak için kampanyalar düzenlenmektedir. Ancak bütün bu tedbirler şu ana kadar pek fazla işe yaramamıştır.
 
Kafkasya’nın Ekonomik ve Sosyal Durumu
 
Bir de Rusya devlet mantığına bakmak gerekir. Uzun yıllar birçok etnik kimlik komünist sistemde birlikte yaşayınca birçok açıdan içice girmiştir. Rusya’daki yönetimde birçok etnik yapıda insan birlikte politika yapmaktadır. Bugün etkin olan anlayışa göre en büyük kırmızı çizgi olan siyasi sınırların değişmesi yani bağımsızlık talebi olmadığı sürece Rusya devleti için etnik kimliğin, dinin, kültürel yaşamın çok fazla bir önemi bulunmamaktadır.
 
Kafkasya ve Kafkasyalılara baktığımız zaman da göreceğimiz şeyler şunlardır. Kafkasya ekonomik ve sanayi açısından oldukça geri kalmıştır. Tarım olarak da kayda değer bir üretim bulunmamaktadır. Dağıstan, Çeçenistan ve Kabardey hariç nüfusun çok az bir oranı Kafkasyalıdır. Ekonomi neredeyse tamamen Rusya’dan gelen yardımlarla dönmektedir. İşsizlik ciddi boyutlardadır. Rüşvetsiz iş yapmak mümkün değildir. Anadil kullanım oranı düşmüştür. En önemlisi Çeçenistan hariç diğer bölgelerin hiçbirinde Rusya’dan ayrı bir bağımsızlık fikri mevcut değildir. Kafkasya’da bugün yerlilerden daha fazla Rus ve diğer halklar bulunmaktadır. Din açısından bakılırsa da Müslüman’dan daha fazla Hıristiyan ve dinsiz bulunmaktadır. Dini duyarlılık açısından da Müslümanların çoğu din hakkında hiç bilgi sahibi değildirler ya da yanlış bilgi sahibidirler. Tabi bu durum son on yılda özellikle Kabardey bölgesi başta olmak üzere olumlu yönde gelişme göstermiştir. Müslüman olmayanların İslam’a bakışı ise tamamen olumsuzdur. Yine de Allah’ın hikmeti ile hem Müslüman olan Rusların sayısı hem de Müslümanların sayısı hızla artmaktadır. Uluslar arası araştırma kurumlarına göre 2026 yılında 18-35 yaş arası nüfusun %50’den fazlasının, 2050 yılında ise toplam nüfusun yarıdan fazlasının Müslüman olacağı öngörülmektedir.
 
Bütün bu veriler ışığında görülmektedir ki, İslamla tanışmaya en az Kafkasyalılar kadar hatta onlardan daha fazla Rusların ihtiyacı vardır. Ancak onlar sadece İslam’ın Cihad yüzüyle karşılaşmışlardır. Cihad ise hem kendi ulusal medyalarında hem de uluslar arası medyada terör olarak insanların beynine kazınmıştır. Ve Ruslar da diğer batılılar gibi İslam denilince terör anlamaktadırlar. Büyük bir toplumsal çöküntüye uğrayan Rusların İslam’ın sevgi dolu, toplumu iyileştirici yüzüne şiddetle ihtiyaçları vardır. Böyle bir yaklaşıma Rusya devleti de ihtiyaç duymaktadır.
 
Şu ana kadar Kafkasya ile ilgilenenler; Arap ülkelerinden gelenler, dini hassasiyeti olan vakıflar ya da diğer Kafkas dernekleridir. Arap ülkelerinden gelenler ve Çeçenistan savaşına katkılarından dolayı bölgeyle ilgili çalışma yapan STK’lar bölgede radikal Vahhabist olarak görülmektedir. Özellikle Arap kökenli mücahitlerin İslamı yaşama ve anlatma yönünde bölge halkının yaşantısı ile uyuşmayan konulardaki uzlaşmaz tutumları da, bu alandaki olumsuz propagandalara sebep olmuştur.  Ne yazık ki diğer derneklerimiz özellikle Kafkas Dernekleri meseleye İslami açıdan bakmamaktadırlar. Genel bakışları ağırlıklı kültürel yaşam veya Kafkasya’nın siyasal bağımsızlığı yönündedir.
 
 
Ne Yapılmalıdır
 
Müslüman; insanların adalet içerisinde zulüm görmeden ve refah içerisinde yaşamalarını ister. Genellikle devletler de halkları için bunları ister. Ancak. Müslüman; bir insanın ve toplumun ancak İslam dairesi içerisinde adalete, huzura ve mutluluğa ulaşacaklarına inanır. Aslında Rusya devleti de siyasi otoritesine saygı gösterilmesi koşuluyla halklarının huzur ve refah içerisinde yaşamasını isteyecektir. Bu anlayışı topluma yayacak olanlar da İslam’ı bilen içinde yaşadığı toplumu tanıyan ve bölgedeki dengeleri okuyan kimselerdir. Bu insanlar gerçek alimler-imamlardır. Ne yazık ki genelde Rusya’da özelde Kafkasya’da böyle imamlar yeterince bulunmamaktadır. Kapıların açılması ile yüzlerce genç Arap ülkelerinde okumaya gitmiştir. Ancak birçoğu eğitimini tamamlamadan dönmüş, kimse bilgi sahibi olmadığı için de kendilerine büyük payeler verilmiş; ne yazık ki toplumu İslami açıdan geliştireceklerine bilakis dinden soğutmuşlardır. Hassaten Arapların Kafkasya toplumuna uymayan sosyal davranış biçimlerini İslam adına dayatmaları büyük sıkıntılara yol açmıştır. Eğitimini tamamlayan ve toplumunu tanıyarak eğitim vermeye çalışan az sayıda insan ise dönemin koşulları tarafından ya kabuğuna çekilmek ya da sürgüne gitmek zorunda bırakılmış veya öldürülmüştür.
Türkiye’deki İslam camiası da benzeri süreçten geçmiştir. Sonuçta büyük bir tecrübe birikimine de ulaşmıştır. Özellikle Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığının bu alanda muazzam bir tecrübesi bulunmaktadır. Öncelikle bu tecrübenin bölgeye aktarılması ve uzun soluklu projelerle topluma önderlik yapacak imamların yetiştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca insani yardım bağlamında da dünya Müslümanlarının bölgedeki kardeşlerini sadece savaş zamanlarında değil her zaman hatırladığını da göstermek gerekmektedir.
Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti de bu doğrultuda politikalar geliştirmektedir. Ancak bu tip zorlu görevlerin başarıya ulaşabilmesi için bu işe gönül verecek insanların oluşturduğu STK’ların da işin içinde bulunması gerekmektedir. Yaşanan tecrübelerle gelinen gerçek bunu yapabilecek olanların da aslen Kafkasyalı olmaları gerektiği gerçeğidir. Buradaki tek hedef sadece Kafkasyalılar olmamalıdır. Bölgedeki Rusların da İslam’a şiddetle ihtiyacı vardır. Belki onların İslam’a daveti Müslümanlara İslam’ı anlatmaktan daha kolay olacaktır.
Kafkasyalılar açısından kültürel sosyal ve ekonomik durumlarını iyileştirecek hedeflere de yönelmek gerekmektedir. Bunları yaparken de doğru İslami bilgileri almalarını sağlayacak politikalar izlenmelidir.
Bütün bunların neticesinde ismi yıpranmamış, siyaset peşinde koşmayan, İslam’ın sosyal ve ahlaki yüzünü yansıtan bir STK ya ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bilgiler ve gelişmeler ışığında uzun soluklu ve profesyonel bir çalışma yapmak üzere ELBRUS İNSANİ YARDIM VE KÜLTÜR DERNEĞİ’NİN kurulmasına karar verilmiştir.
 
 
© Elbrus İnsani Yardım ve Kültür Derneği
Adres: Tümsan San. Sit. 2. Kısım C Blok K:3 No:82 Başakşehir İstanbul
Telefon: 00 90 212 485 50 83 / Fax: 00 90 212 485 50 83